Trump’ın Başlattığı Ticaret Savaşlarına Dair Uzmanlarımızın Görüşleri

April 3, 2025
April 3, 2025
Trump’ın Başlattığı Ticaret Savaşlarına Dair Uzmanlarımızın Görüşleri

Mehmet Demirbaş

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde yaptığı açıklamayla “Amerikan Ekonomik Bağımsızlık Günü” ilan ettiklerini duyurdu. Trump bu kararı bir zafer gibi sunarken, dünya piyasaları ve birçok uzman için artık bu tarih, küresel ticaret savaşlarının resmi başlangıcı olarak kabul ediliyor. ABD, tüm dünyadan yapılan ithalatlara %10 oranında temel bir tarife getirdi. Bununla birlikte, Avrupa Birliği’ne %20, Japonya’ya %24, Çin’e %34, Vietnam’a %46, Güney Afrika’ya %30 ve benzeri şekilde 60’a yakın ülkeye ürün bazlı ve ülkeye özgü daha yüksek oranlarda ek tarifeler açıkladı. Türkiye için de %10 gümrük vergisi konuldu. Trump bu adımı, ABD’nin yıllardır maruz kaldığını savunduğu tarife dışı engeller, döviz manipülasyonları, sübvansiyonlar ve teknik ticari kısıtlamalara karşı bir “mütekabiliyet” uygulaması olarak sundu.

Trump’ın bu tarifelerle ilan ettiği üç temel amacı var: Birincisi, özellikle otomotiv gibi sektörlerde, kapatılan veya yurtdışına taşınan fabrikaların yeniden ülke içinde üretime dönmesini sağlamak. İkincisi, ithalat vergilerinden Amerikan hazinesi için kayda değer bir gelir kaynağı oluşturmak. Üçüncüsü ise, bu tarifeleri bazı alanlarda pazarlık gücü olarak elinde tutmak. Örneğin şu anda ABD kamuoyunda sıkça konuşulan bir mesele olan Çinli TikTok’un Amazon gibi bir Amerikan şirketine satışı konusunda Trump yönetimi tarifeleri bir koz olarak kullanabilir. Çin’in bu satışa onay vermesi halinde bazı tarifelerin gözden geçirilebileceği konuşuluyor. Dolayısıyla tarifeler, sadece sanayi ve bütçe hedefli değil, aynı zamanda stratejik birer pazarlık aracı olarak da masada.

Trump, “dost-düşman” ayrımı yapmaksızın tüm ülkelere uygulanacağını açıkça ilan etti. Sabah saatlerinde Asya piyasalarında, ilk tepkinin özellikle ABD’nin dost kabul edilen ülkelerden geldiği görülüyor. Japonya’da Nikkei 225 %2,9, Güney Kore’de Kospi %1,5, Hong Kong’da Hang Seng %1,4 ve Avustralya’da ASX 200 %1,3 oranında geriledi. Çin’in Şanghay Bileşik Endeksi ise nispeten sınırlı bir düşüş yaşadı. Çin’in daha önceki Trump döneminden beri bu tür tarifelere hazırlıklı olduğu anlaşılıyor. Ancak Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi müttefik ülkeler, bu kez doğrudan tarifelere dahil edilerek daha fazla baskı altına girdiler. 

Avrupa piyasalarında da benzer bir manzara hakimdi. Londra FTSE 100, Frankfurt DAX ve Paris CAC 40 endeksleri %1,5 ile %2 arasında kayıplarla açıldı. Avrupa Birliği, %20 gibi yüksek bir oranla tarifelerin doğrudan hedefi oldu. Çin, Kanada ve Avrupa Birliği cephesinden ise misilleme sinyalleri gecikmedi. Bu aşamada ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ülkeleri açık bir dille misilleme yapmamaya çağırdı. Bessent, doğrudan “misillemeden kaçının, krizi büyütmeyin” diyerek sürecin daha da tırmanmaması için uyarıda bulundu. Trump ise açıklamalarında sürekli olarak tarifelerin mütekabiliyet temelli olduğunu ve eğer karşı ülkeler tarifelerini indirirse, ABD’nin de tarifeleri gözden geçirebileceğini vurguladı. Bu da tarifelerin, bir bakıma müzakereler için bir açık kapı ve pazarlık aracı olarak tutulduğunu gösteriyor.

Trump’ın ilk döneminden hatırladığımız gibi, Obama döneminde imzalanmış olan Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan (TPP) ABD’yi çekerek Asya-Pasifik’te Çin’e önemli bir alan açmıştı. Çin, bu boşluğu hızla değerlendirip dünyanın en büyük bölgesel ticaret anlaşmasını yaparak ABD’nin bölgedeki etkisini kırmıştı. Bugün ise Trump, benzer bir stratejik boşluğu ikinci kez oluşturuyor. Çin, bu hamleyi de fırsata çevirip, ABD’nin tarifelerle uzaklaştırdığı ülkelerle daha güçlü ekonomik bağlar kurabilir ve kendisini küresel serbest ticaretin lideri gibi sunabilir.

Trump’ın bakış açısındaki temel sorun ise, ekonomiyi yalnızca mal ticaretiyle sınırlı görmesi. Oysa ABD, hizmet ticaretinde dünyaya açık ara fazla veren bir ülke ve küresel sermayenin ana merkezi. ABD’nin asıl gücü, mal ticaretinden çok, hizmet ve sermaye akımlarında yatıyor. Ama Trump, ekonominin bu iki ana dinamiğini neredeyse yok sayarak, sadece ürün ticaretine odaklı bir strateji izliyor. Geçerliliğine yitiren bir anlayışı bugüne taşımaya çalışmak gerçeklerden kopuk bir yaklaşım.

Nitekim, Amerikan borsaları da açılışta bu gelişmelere net bir tepki verdi. Dow Jones %3,6, S&P 500 %4, Nasdaq ise %5’e yakın düşüşle güne başladı. Özellikle teknoloji hisselerinde kayıplar dikkat çekiciydi. Fakat mesele yalnızca bugünkü borsa tepkisi değil; asıl soru bu dalganın önümüzdeki dönemde dünya ekonomisinin hangi zeminlerine ne kadar yayılacağı. Ne yazık ki bugün, belirsizliğe doğru daha büyük adımlarla ilerliyoruz.

Benim de son dönemde “Büyük Buhrandan Büyük Belirsizliğe” başlıklı analizlerimde sıkça belirttiğim gibi, bu mesele sadece ticaret dengesi ya da bir günlük borsa satışı değil. Bu süreç böyle devam ederse, yalnızca ekonomik göstergeleri değil, jeopolitik, siyasi ve toplumsal dengeleri de kapsayan, çok daha geniş bir belirsizlik dalgasına dönüşebilir.

Ömer Güler


Nobel ödüllü, matematiksel iktisadın temellerini atan Paul Samuelson, Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlük teorisinin (comparative advantage) iktisat alanı dışındaki zeki ve önemli kişiler tarafından dahi yeterince anlaşılamadığını yarım asırdan önce ifade etmişti. Trump’ın iki ülke, Rusya ve Kuzey Kore, hariç getirdiği yüksek gümrük tarifeleri esasen karşılaştırmalı üstünlük teorisine karşı açılan bir savaş. Bu yaklaşım Amerikan ekonomisinin yapısal problemlerini yalnızca fiyata indirgiyor. 

Trump’ın gümrük tarifeleri ile ne yapmak istediği çok açık. İthalatı pahalı hale getirip yerli üretimi artırmak veya başka bir ifadeyle uluslararası firmaları ABD içinde üretim yapmaya zorlamak. Bu politikanın işe yarayıp yaramayacağını anlayabilmek için önce sorulması gereken soru şu: uluslararası firmalar ilk başta neden ABD yerine Çin’de veya Meksika’da üretim yapmayı tercih ettiler? Tabi ki diğer ülkelerin yapısal olarak ABD’ye nazaran üretim yapmaya daha elverişli olmasından. Yine şu sorunun cevabı da konuyu anlamaya yardımcı olacaktır: ABD’li otomobil firmaları pazar paylarını neden Japon markalara karşı kaybettiler? Tabi ki Japonlar çok daha kaliteli araba ürettikleri için. 

Son 15-20 yılda küreselleşmenin ve serbest ticaretin öncüsü ve lokomotifi olan ve bunun kaymağını yiyen İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde küreselleşme ve serbest ticaret karşıtı söylemlerin hızla arttığını gözlemliyorduk. Brexit’i de bu kapsamda düşünmek mümkün. Bu ülkelerdeki sanayisizleşmenin ve buna bağlı olarak yaşanan ekonomik kaybın sorumlusu olarak serbest ticaret görülmeye başlanmıştı. Trump’ın politikaları da bu anlayışın devamı.

İşi bu noktada daha dramatik kılansa, başta ABD olmak üzere bu ülkelerin bu sistemin kurucuları olmaları. Yapısal dönüşümleri sağlayamadıkları için kurdukları masayı dağıtıp artık oynamak istemiyoruz demeleri gerçekten ibretlik. Halbuki karşılaştırmalı üstünlük teorisinin bize söylediği iyi olan kazansın ve ülkeler görece olarak daha iyi oldukları alanda üretim yapsınlar.

Serbest ticaret karşıtlarının gözden kaçırdığı bir husus ise şu: halihazırdaki refahlarının önemli bir kısmı serbest ticaret dolayısıyla düşük fiyatlı ürün tüketmelerinden kaynaklanıyor. Walmart’ta yok pahasına satılan birçok ürün ABD içinde üretilmiyor. Nehri tersine akıtmaya çalışmak refahlarını etkileyecek: çok daha kalitesiz veya aynı kalitedeki ürünleri daha pahalıya tüketecekler.

Gözden kaçan diğer bir husus daha var: sanayileşme ve üretim, çevresel sonuçları olan bir faaliyet. Dolayısıyla üretimin Batı’dan başta Çin olmak üzere gelişmekte olan ülkelere kayması çevresel problemlerin de bu ülkelere aktarılması demek. Üretimin tekrar ABD’ye getirilmeye çalışılmasının çevresel sonuçları olacaktır. Batı’nın çevresel konularda geliştirdiği hassasiyet ve buna bağlı yasal düzenlemeler, bu çevresel sonuçların minimize edilmeye çalışılmasını daha da maliyetli hale getirecektir. Bu da ekstra fiyat yüksekliği ve refah kaybı demek nihai tüketici için.

ABD dünyanın en zengin ve güçlü ülkesi. Bugünkü ekonomik gücünü de küreselleşmeye ve serbest ticarete borçlu. Lakin her ülke gibi ABD’nin de yapısal sorunları var. Bunlar arasında en önemlisi de yıldan yıla kötüleşen gelir adaletsizliği. Yani esasen sorunun kaynağı oluşan zenginliğin adil bir biçimde bölüşülememesi ve bunun meydana getirdiği sosyo-eokonomik huzursuzluklar. Bu yapısal sorunlara gümrük tarifelerini yükseltmek ilaç olmayacaktır.


You may also like

Türkiye Sokaklarda!

March 24, 2025
by Mehmet Demirbaş and Haşim Tekineş, published on 24 March 2025
Erdoğan sarayında, İmamoğlu hapiste, Türkiye sokaklarda! Türkiye nereye gidiyor? Gösteriler nereye varacak? Dünyanın tepkisi nasıl?

Ve Ticaret Savaşları Başladı!

March 5, 2025
by Mehmet Demirbaş and Haşim Tekineş, published on 5 March 2025
Amerikan Başkanı Donald Trump Kanada, Meksika ve Çin'e gümrük vergileri koydu. Trump AB'ye de vergi koyacağını belirtiyor. Bu vergiler Amerika'yı, dünya ekonomisini ve Türkiye'yi nasıl etkileyecek?

Türkiye'deki 31 Mart Yerel Seçimleri ve Fakirleşmenin Ahı

April 1, 2024
by Ömer Güler, published on 1 April 2024
Ömer Güler 31 Mart yerel seçim sonuçlarını, CHP'nin başarısını ve AKP'nin kan kaybını çeşitli boyutlarıyla değerlendirdi.